Selahattin Yusuf

Yazar

genclips.net

Masumiyetin Son Günleri


Selahattin Yusuf kimdir?

1974 yılında Trabzon’da doğdu. 1991 yılında Affan Kitapçıoğlu Lisesi’nden mezun oldu ve aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne girdi. Fakültede arkadaşlarıyla dört yıl boyunca çıkardığı Mekteb-i Mülkiyedergisinde şiirin yanı sıra, felsefe ve edebiyat yazıları yazdı.

Üniversiteden mezun olduktan sonra aynı üniversitede yüksek lisans yaptı. Siyaset Bilimi dalında hazırladığı tezini savunmadan bıraktı ve akademik çalışmalara son verdi.

Askerliğini Siirt ve Eruh’ta yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde köşe yazarlığı yaparak geçimini temin etti. Selahattin Yusuf’un Sirenleri Taşa Tutun (1999), Şimdiki Zamanın İzinde (2000), Şafaktan Çok Önce (2009), ve Niçin Ağlıyorsun Elisabeth Mutlu Değil miyiz? (2009) adlı dört deneme, Bir Masal İsmet Özel’i(2005) adlı bir inceleme, Başka Göklerin Altında (2002) adlı hikâye kitabı ve İsa Hanginiz (2012) adlı bir romanı bulunmaktadır.

İstanbul’da yaşıyor. Helen Ülke Tv’de “Meksika Sınırı” programında Furkan Çalışkan ve Ahmet Kekeç ile birlikte beyaz camın arkasında bizimleler…

“Çok bilmek ve okumak seni rahatsız etmiyor mu?” sorusuna “Bilmemiş olmak fırsatının geride kaldığını” belirten Yusuf, düşün ve edebiyat dünyasına ilk olarak Friedrich Nietzsche, Rainer Maria Rilke, Arthur Rimbaud gibi yazarlardan değil de İspanya Endülüslü filozoflardan okumaya başlasaydım elbette daha huzurlu olurdum” derken aslında kitaplarının da neyi içerdiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Yusuf’un kitaplarında derinlik ve şiirsellik mevcut, zaman zaman Kafka ve Tanpınar’ın da izlerini görebiliyorsunuz, öyle üstünkörü okunup geçiştirilecek değiller yani. Kaliteli okuyucu arıyor ve kendisi de seçici yazıyor. Öyle ki 2012 yılında yazdığı “İsa Hanginiz?” adlı romanından yaklaşık altı yıl sonra yeniden karşımıza çıkıyor.

Kurgu ve biçim olarak düzenli bir ivme gösteren kitap, okuyucusunu genişleterek adım adım ilerliyor ve şaşırtıcı bir sonla tamamlanıyor.

MASUMİYETİN SON GÜNLERİ 

“İç Cebeci’de tren istasyonuna yakın, semt pazarının kurulduğu yere bakan, o harap, basık ve hülya dolu evi hatırlıyordu şimdi. Her şeyin başlangıcında duran o tuhaf kör düğümü yani”   

Masum Oran ve Handan Oran’ın dillere destan aşkı o evde, kendileri gibi ortak bir ideolojiyi savunan arkadaş ortamında başlamıştır. Handan, Masum’un ellerinin ona değmesiyle bile içi titrerken ve ona kendini hiç düşünmeden bırakmışken şimdi ne olmuştu?

Masum gerçekten masum muydu yoksa Handan yaşadığı bazı sancılarını iç çekişmelerini, unutmak istediklerini, hesaplaşmalarını, temiz kaldığını düşündüğü bir limanda mı unutmak istiyordu?

Masum Oran, Handan Oran’ın yani karısının aklında, gönlünde saf kalabilseydi eğer, hem ikisi için hem de oğulları Ali için hayat daha farklı olacaktı, oysa şimdi öyle miydi? Masum ’un her yaptığı her söylediği söz Handan için çekilmez bir hal alıyordu ve Handan, “Dayanamıyorum, Yeter artık yeteeeer” diye bağırıyordu.

Aslında dayanamayan, katlanamayan belki de Masum’du. Neden hep Handan bağırıyordu ki?

Masum için bu aşk Handan’ın onu aldattığını düşündüğü an bitmişti aslında, fakat ondan bir türlü kopamıyor kaçmak istedikçe daha çok saplanıp kalıyordu. İşler öyle bir boyuta geliyor, zaten yönetmenlik mesleğinin diplerini yaşarken bir de Handan’ı öldürüp öldürmemenin hesaplaşmasını yapıyordu.

Oysa hukuk fakültesinde okurlarken hayata bakış açıları neredeyse aynıydı. Şimdi Masum, Handan’ın gözündeki itibarını kazanmak için yeniden bir çıkış yolu bulmalı hatta eski günlerindeki gibi ses getirecek bir  yönetmen olmalıydı.

Ne yapmalıydı?

Bunu başarmak, belki de kendini yeniden ispatlamak için yapacağı şey belliydi aslında. Mesleği olan yönetmenlikte -her ne kadar sanat nitelikli filmlerin yönetmeni olmak isterken piyasa filmler yapmak zorunda kalsa da- yeniden ayağa kalkmaktı.

İşte tam bu sırada bir cinayetin peşinde sürüklenecektir. Birebir şahit olduğu bu cinayet filme dönüştürülecek öyle ki bu filmin içine kendi ideolojilerini de yerleştirebilecek, belki de ona ödül aldırabilecektir… (Cinayetin nerede ve ne zaman işlendiğine dair kitapta ipuçları yerli yerinde anlatılmıştır, ancak burada yer verilmemiştir.)

Bu hikâye tutacak ve Masum Oran’ı yeniden ayağa kaldıracak kim bilir belki de Masum, Handan’ı geri kazanacaktır. Otuz altı yıl dile kolay… Ama şu Aydın Arı olmasaydı… Peki, kimdi bu Aydın Arı? Masum ve Handan’la ne gibi bir bağlantısı vardı? Kurgu içerisinde yardımcı karakterlerden birisi olarak gözümüze çarpıyor, tıpkı Naz gibi…

“Naz mı?”

Masum ve Handan için neler ifade ettiğini kurgu içerisinde görebiliyoruz.

Kitap düz bir zemin üzerinde ilerlemiyor ve birden çok ana karakterler var gibi. Her biri ayrı bir dünya ayrı bir psikoloji… Ve sanki her biri Masum’un sonunu hazırlamak için el ele vermiş gibi… Bol sürprizli, tahminleri boşa çıkaran fakat tahmininizin yerine okuyanı daha çok heyecanlandıran sonlar var.

Zaman zaman İstanbul’da zaman zaman Cunda’da bazen de bir film setinde, kahvehanede geçen olaylar hiç beklenmedik bir yerde hiç beklenmedik bir şekilde bitiveriyor.