Selahattin Yusuf

Yazar

Kitapları


Kitapları:
Sirenleri Taşa Tutun Şimdiki Zamanın İzinde Şafaktan Çok Önce Niçin Ağlıyorsun Elisabeth, Mutlu Değil miyiz? Bir Masal İsmet Özel’i Başka Göklerin Altında İsa Hanginiz? Masumiyetin Son Günleri


Masumiyetin Son Günleri

“İlişki kuran mahvolmuş demektir” denilmiş.
Denilmiş, ancak istisnalar da yok değildir.
Yani, kavuşmalarına rağmen mahvolmamış insanlar vardır.
Evlenmelerine rağmen yalnızlık çekmeyen insanlar vardır.
Bunlardan bazıları meslekleri sayesinde yalnız kalmazlar. Bazılarının gerçekten arkadaşları, aileleri, dostları vardır. Bazıları ise yalnızlıktan boğulur gibi olunca, suyun üstünde kalmak için kayalardaki yosunlara, ota, alkole, veya “kanayan bir sosyal yaraya” tutunur.
Bazıları, özellikle kadınlar, ufak paralar karşılığında kahve falcılarından genç sevgili, zengin yeni koca, yozlaşmış gelecek satın alır. İkinci el mucize, uzun yol ve ışıkları kasten açık bırakılmış şans satın alır.
Masum’un epeyi su yutmuş yalnızlığı ise telveye değil, uçsuz bucaksız denizde mucize eseri bir sabit fikir kayalığına tutunmuştu: Sanat sinemasına!”


İsa Hanginiz?

“Ben kimim?” sorusunun peşine takılıp yerinden yurdundan uzaklara düşmüş bir kahraman… Sürekli serüven; ama aynı zamanda bir içe-bakış hikâyesi bu.

İnsan, hakikat, inanç, tabiat, kader, dostluk, çocukluk… Kahramanın ve kafa dengi, sıra dışı arkadaş grubunun yolda karşılarına çıkan meseleler, mefhumlar…

Bütün bunların fonunda ise yine bir insanlık durumu olarak taşra var.

Selahattin Yusuf’un İsa Hanginiz?’i, okuyup bırakacağınız değil, dönüp altı çizili satırlarına yeniden bakma ihtiyacı hissedeceğiniz; müziğin, şiirin ve felsefenin zenginleştirdiği bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)


Başka Göklerin Altında

"Şimdi, Çankaya'dan Tunalı'ya doğru yürüyorum.
Süngüsü düşmüş bir çapulcu gibi.
Adımlarım acelesiz.
Kuğulu Park bitkin, şişelerinin diplerine o dolunaydan birer tane kıstırıp uyumuş sarhoşlarıyla.
İzmaritim, bir fermuar gibi sarkıyor dudaklarımın kenarından.
Kar, sevgili sargı bezimiz bizim.
Örtüyor dünyamızı, kocaman yassı yaramızı.
Şaşkın, Hafızasız."

Niçin Ağlıyorsun Elizabeth Mutlu Değil miyiz?

James Joyce’un sözü, aslında birçok yazarın edebiyat etkinliğini, o belli belirsiz türe dahil ediyor: “Kingstown İskelesi, dedi Stephen, yalnızca hayal kırıklığına uğramış bir köprü…”

Bu kitap, hayal kırıklığına uğramış bu köprülerle epey içli dışlı olmuş bir yazarın çalışması. Sulara doğru uzanmış bir tahta iskeleyi, karşı kıyıya doğru uzanırken önü kesilmiş olarak hayal etmek, iskeleye bir “hayal” izafe etmek, sonra da onun kırıldığını ima etmek…

Yazarların çoğunun, bilerek veya bilmeyerek burnunu soktuğu bir alan bu. Umudu umutsuzca vurgulamak, umudu umarsızca ve şiirsel bir ısrarla vurgulamak, bu yazarların en önemli özellikleri aslında. İsmine en çok “modern” denilen hayat tarzının, aynı zamanda büyük karakter sahibi de olan büyük yazarlarda bıraktığı izler, yaralar, gerçekten merak etmeye değer. Çünkü içinde yaşadığımız zamanı ve hayatı daha derinden kavrayabilmemiz için, daha “yeni” kavrayabilmemiz için, onların hayal kırıklıklarına eğilmek zorundayız.

Selahattin Yusuf’un, hayal kırıklığına uğramış iskelelere doğru yıllar boyunca yaptığı uzun yolculuklar, sevdiği yazarların bazılarıyla kurduğu yakınlıklar, bu kitabı ortaya çıkardı.

Umarız, hayatı ve edebiyatı daha iyi anlamada okurlara bir katkısı olur.


Bir Masal İsmet Özel’i

Türkiye’de az çok okumuş herkesin kafasında bir “İsmet Özel Masalı” var.

Bazı masallarda, ağzından alevler saçan ejderin kellelerini kılıcıyla koparan İsmet Özel’le karşılaşıyoruz. Bazılarında ise ateşi ağzından bizzat İsmet Özel çıkarıyor!

İsmet Özel masalları öyle çok, öyle çeşitli ki. Yaşayan bir entelektüelin Kaf Dağı’nda ikamete mecbur edilmesinin bir anlamı olmalı.

Halbuki, İsmet Özel tam da kendi masalını yıkmak için müstakil bir kitap yazmıştır: Waldo Sen Neden Burada Değilsin.

Elinizdeki kitap, bir entelektüel olarak İsmet Özel’in düşüncesini hakiki nitelikleriyle kavrama çabasının ürünüdür.

Bir Masal İsmet Özel’i, yeni ya da eski bir İsmet Özel Masalı değildir. 
(Tanıtım Bülteninden)


Şafaktan Çok Önce

İstanbul’dan Siirt’e oradan da Eruh’a uzanan bir hikaye… Bir askerlik güncesi tarzında edebiyattan felsefeye, toplum eleştirisinden siyasete bir yolculuk; ama hepsinden önce bir yüksek farkındalık hali… Dostoyevski, Wittgenstein, Ece Ayhan, Kafka, Theodor Adorno, Nietzsche gibi sayısız yol arkadaşıyla çıkılan yolculukta, zamana düşülen notlar ve meşakkatli bir askerlik deneyiminden arda kalan anılarla; yazarın dünyasını keşif Şafaktan Çok Önce..


Şimdiki Zamanın İzinde

Selahattin’in yazılarını zevkle ve heyecanla okuyorum. Gündelik kuru politikaların, kaypak sağcılığın, pragmatizmin, cehaletin, kabalığın, ruhsuzluğun, şiirsizliğin, zevksizliğin işgali altındaki günümüzün kurtarılmış bölgeleri olarak görüyorum bu yazıları. Sapına kadar insani ve sapına kadar şairane şeyler dönüyor burada. Selahattin yazılarını yazarken, yol boyunca edindiği bütün bilgileri, tecrübeleri, hassasiyetleri seferber ediyor. Fena halde önemsiyor yaptığı işi. Fena halde önemsiyor okurlarını. İnsanı bayağılaşmaya zorlayan piyasa şartlarının karşısına dikiliyor. Herkesin hasretle andığı eski zaman muharirlerinin o şık kalemşörlerin yolunu takip ediyor.

Söylemeliyim ki kendisi, yazarlığını kıskandığım birkaç adamdan biridir.

-Hakan Albayrak


Sirenleri Taşa Tutun!

Bir ipeğin ruhunu ellerinin arasına alıp öptü. Nefesi yabancı bir nefesin yanında yürüdü Rob’un. Damarları aktı uzun uzun. Vadilerin kıvrımlarında titreyip duran ırmakların, denize dokunduklarında ölmeleri gibi serin oldu herşey.
Elinde uzun bir değenekle yürüdü Robinson yerin üstüne basa basa. Sonsuz şaşkınlığını dindirecek birşey bulmak için bakınıyordu. Hafızası kesin bir sızıyla kamaşmış ve bütün varlığı kırılıp dökülmüştü. Yürüdü. Günlerin ortasından, patikaların ortasında, hayretten irkilip kalmış uzamların ortasından, gecenin ortasından yürüyüp geçti kayıtsızdı…
Bir gün yaşamın yeniden çimlenip yeşerdiğinin farkına vardı, ellerinin arasındaki yüze bakarken….